|
|||||||
Atatürk İnkilaplarıDepoOyun.Com sitesindeki Lise - kategorisi altındaki Atatürk İnkilapları isimli konuyu görüntülemektesiniz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Siyasi Alanda Yapı-etkin İnkılâplar
1. Saltanat kaldırılmıştır (1 Kasım 1922- Laikliğin ilk aşaması). 2. Ankara, başkent yapılmıştır (13 Ekim 1923). 3. Cumhuriyet ilan edilmiştir (29 Ekim 1923 - Demokratikleşmede önemli bir adım) 4. Halifelik kaldırılmıştır (3 Mart 1924-Laikleşmede önemli bir adım) 5. Ordunun siyasetten ayrılması (19 Aralık 1924) 6. Çok partili rejime geçiş denemeleri yapılmıştır(1923 – 30): Cumhuriyet Halk Partisi, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası. 7. Ülkenin yeniden teşkilatlanması ANKARA'NIN BAŞKENT OLMASI (13 Ekim 1923) 1. Lozan Antlaşması'ndan sonra başkentin neresi olacağı tartışılmıştır. 2. Milletvekillerinin bir kısmı İstanbul'un başkent olmasını istemiştir. 3. İsmet Paşa, Ankara'nın başkent olması için tek maddelik bir kanun teklifi sunmuştur. 4. Madde kabul edilmiş ve Ankara başkent ilan edilmiştir (13 Ekim 1923). Ankara'nın Başkent Olmasında; 1) Ankara'nın Türkiye'nin ortasında; askeri ve siyasi yönden güvenli bir konumda bu-lunması, 2) Yurdun her tarafı ile ulaşım ve haberleşmenin kolay olması, 3) TBMM'nin Ankara'da bulunması ve Kurtuluş Savaşı'nda idari merkez olması etkili olmuştur. Not: 1924 Anayasası'nda ülkenin teşkilatlanmasında Ankara'ya yer verilmiş, anayasanın 89. ve 105. Maddelerine göre ülke şöyle teşkilatlanmıştır. Ankara (Merkez) İdari Birim Yönetici İl Vali İlçe Kaymakam Bucak Bucak Müdürü Köy Köy Muhtarı CUMHURİYETİN İLANI (29 Ekim 1923) Nedenleri: 1) Ulusal egemenliğin gerçekleştirilmesini sağlamak. 2) Saltanatın kaldırılmasıyla ortaya çıkan devlet başkanlığı sorununu çözümlemek 3) 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıyla kurulmuş olan Yeni Türk Devleti’nin reji-mini belirlemek ve bu konudaki tartışmalara son vermek 4) Yeni Türk Devleti’ni çağdaşlaştırmak ve Batılı Devletlerde yaygın olan ulusal ege-menliği (Cumhuriyeti) Türk ulusuna benimsetmek TBMM’nin milli egemenliğe dayanması. Ulusal egemenliği ve demokrasiyi daha iyi uygulamak TBMM’nin Batı’yı örnek alması . Milli egemenliğin gerçekleşmesinin devlet rejiminin cumhuriyet olmasıyla mümkün olması. Çağdaşlaşma yolundaki Türkiye için rejimin adı da kendiliğinden belli oluyor-du. 5) Meclis Sistemi’nden doğan problemleri gidermek (Meclis Hükümeti sistemine göre bakanların seçimle belirlenmesi, bir hükümet kurulmasının çok uzun sürmesi ve icra-atların gecikmesi. ) 6) Yönetimdeki yetki ve sorumlulukları tam olarak belirlemek 7) 1923 sonbaharında Ali Fethi Bey başkanlığındaki Bakanlar Kurulu’nun görevden ay-rılması ve bir hükümet sorununun ortaya çıkması. Mustafa Kemal Paşa, Amasya Genelgesinden itibaren milli egemenliği amaçlayan bir siyaset takip etmesiOrtam Hazırlayan Diğer Olaylar 1) Ankara'nın başkent haline getirilmesi 2) Lozan Konferansının başarıyla sonuçlanması ve Antlaşmanın T.B.M.M’ de onaylan-ması 3) Saltanatın kaldırılması 4) Padişahın ülke dışına çıkması 5) Dış basında Türkiye'nin rejimi ile ilgili olarak aleyhte yayınlar yapılması Mustafa Kemal, bu etkenler üzerine 28 Ekim akşetkinı verdiği bir yemekte "Arkadaşlar Cumhuriyeti yarın ilân edeceğiz" diyerek, destek verilmesini istemiş ve Anayasanın değişti-rilmesi için bir kanun hazırlatmıştır. Cumhuriyetin İ-etkinının Sonuçları: 1) Yeni Türk Devleti'nin ve rejimin adı konuldu. Rejim hakkındaki tartışmalar sona er-miştir. 2) 1921 anayasası’ndaki en önemli değişiklikler Cumhuriyet’in ilanı ile gerçekleşmiştir. Anayasada şu değişiklikler olmuştur: a) Türkiye’nin yönetim şekli cumhuriyettir. b) Devletin dini İslam’dır. c) Resmi dil Türkçedir. 3) Cumhurbaşkanı, başbakan ve meclis başkanlığı yetkileri ayrılmıştır. 4) Cumhurbaşkanını meclisin seçmesi kesinleşmiştir. Mustafa Kemal, Türkiye Cumhu-riyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçilmesiyle devlet başkanlığı sorunu ortadan kalkmıştır. Böylece iktidar boşluğu sona ermiştir. 5) M.Kemal, İsmet Paşa’ya Cumhuriyet hükümetini kurma görevini vermiştir. 6) TBMM başkanlığına Fethi Bey seçilmiştir. Mustafa Kemal Paşa ilk Cumhurbaşkanı, İsmet Paşa ilk Başbakan, Ali Fethi Bey’de meclis başkanı olmuştur. 7) Meclis hükümeti yerine kabine sistemine geçilmiştir. Hükümetin kurulma şekli değişti. Cumhurbaşkanı başbakanı atayacak, başba-kan da bakanlarını seçip Cumhurbaşkanının onayına sunacaktı. Böylece yürütme işlerinin hızlanması sağlandı. Böylece hükümet politikalarının daha uzun ömürlü olması sağlanmıştır. Güçler birliği (yasama, yürütme, yargı) yetkileri ayrılmıştır. Yargı meclis dışında ba-ğımsız mahkemelere devredilmiştir.9) Meclis Hükümetleri dönemi sona ermiş, Cumhuriyet Hükümetleri dönemi başlamış oldu. 10) Milli Mücadelenin başından beri amaçlanan ulusal egemenlik düşüncesi başarılı ol-muş, çağdaşlaşma yolunda da önemli bir adım atılmıştır. 11) Atatürk'ün ilkelerinden olan Cumhuriyetçilik uygulanmaya başlandı. 12) Halifelik taraftarları ile olan mücadele iyice açığa çıkmıştır Bu da yeni bir sorunun ortaya çıkmasına ortam hazırlamıştır HALİFELİĞİN KALDIRILMASI (3 Mart 1924) Nedenleri: 1) Cumhuriyetin ilanı ve cumhurbaşkanının seçilmesi ile halifeliğin bir önemini kay-betmesi ve sembol haline gelmesi. Saltanatın kaldırılması ve Vahdettin’in ülkeyi terk etmesinden sonra TBMM, Abdülmecit Efendi’yi halife seçti. Çünkü kamuoyu henüz halifeliğin kaldırılma-sına hazır değildi. Hâlbuki Cumhuriyetin ilânı ve devlet başkanının seçilmesi ile halifeliğin rolü kalmamıştı. 2) Devlet başkanı olarak Cumhurbaşkanı ile Halifenin birlikte bulunmasının sakıncalı olması 3) Halife Abdülmecit Efendi’nin talimatlara uymaması ve yetkilerini aşacak uygulama-lara girişmesi (devlet başkanı gibi hareket etmesi). 4) Batı’yı kendine örnek alan bir ülkede halifeliğin, laikliğe, çağdaşlaşmaya ve cumhu-riyete ters düşmesi. 5) Saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyetin ilanından sonra eski rejim taraftarlarının sı-ğınabilecekleri tek makam olarak halifeyi görmesi. 6) TBMM’deki bazı vekillerin Halife’yi TBMM’nin üstünde kabul etmesi. Bazı TBMM üyeleri, halifeyi milletin üzerinde görmeye başlamışlar, “TBMM Halife-nin, Halife de TBMM’nindir.” şeklinde propagandalara girişmişlerdi. 7) Ağa Han ve Ali Han’ın İsmet Paşa’ya, Halife’nin korunması için yazdıkları mektu-bun İsmet Paşa’dan önce Tanin Gazetesi’nin eline geçmesi ve bunun gazetede yayın-lanması. 3 Mart 1924’te şu kararlar alınmıştır: 1- Halifelik kaldırılmıştır. Halifeliğe bağlı kurumlarda yeni düzenlemeler yapılarak bu kurumların TBMM’nin de-netimine girmesi sağlanmıştır. 2- Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilmiş, (ilk defa) eğitimde birlik ve laiklik başla-tılmıştır. 3- Şer'iye ve Evkaf Vekâleti kaldırılmıştır. Bunun yerine a) Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş ve din işleri Türkiye Cumhuriyeti devletinin kontrolüne girmiştir, dini inanışların siyasete karıştırılmaması amaçlandı. b) Bütün vakıf kurumları Vakıflar Genel Müdürlüğü kurularak yeni devletin kont-rolüne girmiştir. c) Diyanet ve Vakıf kurumları laikleştirilmiştir. 4- Erkân-ı Harbiye-i Umumîye Vekâleti kaldırılmış, bunun görevi Milli Savunma Ba-kanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı kurularak devredilmiş, asker siyasetten uzaklaştı-rılmıştır. 5- Osmanlı Hanedanı üyelerinin sınır dışına çıkarılması kararlaştırılmıştır. Osmanlı hanedanının etkisi ortadan kaldırılmıştır. Osmanlı ailesi tehlike olmaktan çıkarılmıştır. Halifeliğin Kaldırılmasının Sonuçları 1) Laikliğe geçiş süreci hızlanmıştır. Laikliğe geçişin en önemli aşaması tamamlanmış-tır. 2) TBMM’deki muhalefetin etkisi azalmıştır. 3) Ümmetçi devlet anlayışından ulusçu devlet anlayışına geçiş süreci hızlanmıştır. Türkiye’de ümmetçilik arayışları sona ermiştir. Milliyetçiliğin temelleri güçlendirilmiştir. 4) Laik ve Milliyetçi özellikte yeni yönetime gelebilecek tehlike yolları kapatılmıştır. 5) Yapılacak laik ve milliyetçi özellikte inkılâpların önü açılmıştır 6) Ulusal egemenlik güç kazanmıştır. 7) Bağımsız bir dış siyaset için ortam oluşturulmuş, yeni rejimin halifelik yoluyla başka ülkelerin iç işlerine karışması önlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin karakteri tam olarak ortaya konmuştur. 1924 ANAYASASI'NIN KABULÜ (20 Nisan 1924) 1924 yılına gelindiğinde Türkiye Cumhuriyeti kurul¬muş, devlet başkanı seçilmiş, Ba-kanlar Kurulu ve Meclis görevlerini yerine getiriyordu. Ancak devle¬tin bütünüyle devlet ve toplum yaşetkinını yönlendi¬ren bir anayasası yoktu. Olağanüstü bir dönemde yapı-etkin 1921 Anayasası ve imparatorluk döneminden kalan yasalar Türk halkının ihtiyaçlarına bütünüyle cevap veremiyor¬du. Bu nedenlerden dolayı 20 Nisan 1924'te Yeni Türk Devleti'nin ikinci anayasası kabul edilmiştir. 1924 Anayasası 105 maddeden oluşmuştur. 1924 Anayasası’nın Önemli Maddeleri 1. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. 2. Devletin yönetim şekli cumhuriyettir. 3. Devletin dini İslâm, başkenti Ankara, dili Türkçedir. 4. Devletin rejimi, başkenti ve bayrağı değiştirilemez. 5. Yasama, yürütme ve yargı yetkisi Meclisin kontrolündedir. Meclis, yürütme yetkisini hükümet aracılığı ile kullanır. Yargı yetkisi¬ni ise, bağımsız mahkemeler kullanır. 6. TBMM üyeleri 4 yılda bir seçilir, seçme yaşı 22, seçilme yaşı ise 30 dur. 7. Cumhurbaşkanı 4 yıllık bir süre için Meclis içinden ve Meclis tarafından seçilir. 8. Seçme ve seçilme hakkı sadece erkekler ta¬rafından kullanılır. 9. Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ka¬nun önünde eşittir. 1924 Anayasası'nda daha sonraları şu de¬ğişiklikler yapılmıştır: 1. 1928 yılında anayasadan "Türkiye Cumhuriyeti'nin dini İslâm'dır." maddesi çıkarıla-rak anayasa laikleştirilmiştir. 2. 1930'da kadınlara belediye seçimlerine, 1934'te kadınlara milletvekili seçimlerine ka¬tılma hakları verilerek Türkiye'de siyasal ve egemenlik alanlarında kadın - erkek eşit-liği sağlanmıştır. 3. 1937 yılında Atatürk ilkeleri anayasaya gir¬miştir. Bu değişiklikle anayasada devletin nite¬likleri; "Türkiye Devleti Cumhuriyetçi, Milli¬yetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkı-lâpçıdır." şeklinde belirtilmiştir. 4. 1945’de anayasanın dili öztürkçeleştirilrniş, ancak 1952'de yeniden eski haline çev-rilmiş¬tir. 5. Seçme yaşı 18’den 22’ye çıkarılmıştır. 6. Ormanlar devletleştirilmiştir. 7. Toprak reformu gerçekleşmiştir. Not: Türkiye Cumhuriyeti’nin en uzun ömürlü olan ve en çok değişiklik yapı-etkin anayasası 1924 Anayasası’dır. 1924 Anayasası 27 Mayıs 1960 yılına kadar yü¬rürlükte kalmış ve 1961'de yeni bir anayasa yapıl¬mıştır. 1924 Anayasası'nda yasama ve yürütme yetkisi Meclise, yargı yetkisi ise bağımsız mahkemelere bırakılmıştır. Bu durum anayasanın yargı kuvve¬tine verdiği önemin göstergesidir. Ayrıca bu ana¬yasa kişi hak ve özgürlüklerine geniş yer vermiş¬tir. ÇOK PARTİLİ HAYATA GEÇİŞ DENEMELERİHalk egemenliğinin olduğu siyasal rejimlere demokrasi denilmektedir. Demokrasinin gerçekleşmesi için bağımsızlık, ulusal egemenlik, düşünce özgürlüğü, örgütlenme, seçme ve seçilme haklarının eşit olarak vatandaşlara verilmesi, çoğunluğun kararlarına uyma ve azınlıkların haklarının korunması gibi şartlar gereklidir. Demokraside aynı görüşten insanların bir araya gelerek ülkeyi yönetmek için kurduk-ları siyasi örgütlere parti denir. Cumhuriyet, ulusal egemenlik ve demokrasinin varlığı çok partili hayatla mümkündür. Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez organlarıdır. M. Ke-mal demokrasinin gerçekleşmesi için siyasi partilerin kurulmasını istemekteydi. Türk tarihindeki ilk siyasi parti, İttihat ve Terakki Partisidir. İkinci Meşrutiyetle bir-likte ilk defa Parti ve derneklerin kurulmasına izin verildi. Diğer partiler; Ahrar, Teceddüt, Halaskaran, Hürriyet ve İtilaf Fırkasıdır. I. TBMM’de Gruplar: 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanan TBMM, seçimle gelenler ile eski Osmanlı Meclis-i Mebusan'ın Ankara'ya katı-etkin üyelerinden oluşuyordu. Belirli bir görüşü temsil etmedikle-rinden ve herhangi bir siyasi partinin temsilcisi olmadıklarından, aralarında bir birlik mev-cut değildi. Farklı kaynaklardan gelen bu insanlar, aynı zamanda farklı düşüncelerinde sa-hibi idiler. Aslında, seçilirken Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin temsilcisi olarak Meclise katı-etkin milletvekilleri, Misak-ı Milli amacında birleşmekle beraber, Meclis-te bir birlik göstermekten uzak kalıyorlardı. Meclisteki gruplaşmalar, Meclis çalışmalarının başarı ile sürmesine engel teşkil ediyordu. 23 Nisan 1920’de açılmış olan ilk TBMM’de partiler yoktu. Fakat ana ve temel düşünce et-rafında birleşen milletvekilleri, değişik düşünce ve inançların da etkisiyle bir takım gruplar kurmuşlardı. 1- Tesanüt Grubu (Dayanışma Grubu) : İttihat ve Terakkicilerin oluşturduğu bir gruptur. Tesanütçüler bir çeşit sendikalizm amaçlayan program etrafında toplanmışlardı. 2- İstiklal Grubu: M. Kemal’i seven ileri görüşlü kişilerden oluşan bir gruptur. 3- Halk Zümresi: Sol eğilimli kişilerden oluşmuş, Türk-Sovyet ilişkilerinin kurulmasında etkili olmuştur. İstiklal grubu milletvekillerinin pek çoğu ileri görüşlü, hamleci gençler-den oluşuyordu. 4- Islahat Grubu: Muhafazakâr düşünceli kişilerin kurduğu saltanat yanlısı bir gruptur. 5- Müdafaa-i Hukuk Grubu: Mustafa Kemal Paşa ortaya çıkan siyasi Antlaşmazlıkları azaltmak, çeşitli grupları birleştirmek için büyük çaba göstermiş, ancak bir sonuç alama-yınca 151 milletvekili ile Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu adı ile bir grup kurmuştur ( 10 Mayıs 1921).Başkanı da M. Kemal olmuştur. Buna l. Grup da de-nilmektedir. Bu olay üzerine TBMM’de Mustafa Kemal’e karşı olanlar da bir gurup kurdular. 6- Muhafaza-i Mukaddesat Grubu: Mustafa Kemal’e karşı olanlarca kurulmuştur. Buna II. Grup da denilmektedir. Not: I. Grup, ilerici ve yenilikçi; II. Grup ise saltanat yanlısı ve gelenekçidirler. CUMHURİYET HALK FIRKASI ( 9 Eylül 1923) İlk TBMM açıldığında Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk grubu meclis içerisinde bir parti görevi yürütmüştür. Cumhuriyetçilik, Halkçılık ve Milliyetçilik ilkeleri ilk defa meclis içerisinde geçerli olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra Mustafa Kemal Paşa, yapacağı işleri belli bir sistem içerisinde toplamak, hedeflerini belirtip milleti aydınlatmak yolunda siyasal parti kurma gereği duydu. Seçimlerin yenilenmesi kararı alınmıştır (1 Nisan 1923). I. Meclis’in dağılmasından sonra inkılâpçı kişileri yanında topla***** yeni seçimlere girdi. Seçimler sonunda Mustafa Kemal’in fikirlerini benimseyenler (I. Meclis’teki Anado-lu ve Rumeli Grubu üyeleri) II. Meclis’te çoğunluğu sağladılar. M. Kemal’e göre Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu Sivas’ta belirlenen programı gerçekleştirmişti. Bu nedenle yeni bir teşkilatın kurulması gerekiyordu. Bu neden-le Halk Fırkası’nı kurmuş (9 Eylül 1923), başkanlığına da M. Kemal seçilmiştir. Partinin Kuruluş Nedenleri 1) Ulusal egemenliğe dayalı demokrasi yönetimini işletmek 2) Yapacağı inkılâpların halka benimsetilmesi ve inkılâpların daha kolay yapılmasını sağlamak 3) Mustafa Kemal’in mecliste kendi arkadaşlarının güçlü bir grup oluşturmalarını iste-mesi M. Kemal; özellikle halkçılık ilkesi gereği CHP'yi kurdurmuştur. Özellikleri 1- Türkiye Cumhuriyetinin ilk siyasi partisidir. 2- Halk Fırkası, sosyal alanda halkçılık, ekonomide devletçilik, yönetim alanında laiklik ilkesini benimsemiştir. Parti, 1931 yılına kadar ekonomide liberalizmi benimsemiştir. 1931’den sonra devletçilik ilkesini benimsedi. 2. Halk Fırkası 1924’te Cumhuriyet Halk Fırkası, 1935’te de "Cumhuriyet Halk Partisi" adını almıştır. 1- 1946 yılına kadar seçimlere tek parti olarak katılmıştır.1950 yılına kadar 27 yıl tek başına iktidar olmuştur. Bu döneme tek parti iktidarı dönemi denir. 2- Partinin ilk başkanı ve kurucusu Mustafa Kemal’dir. Mustafa Kemal ölünce yerine parti başkanlığına İsmet İnönü geldi. 3- Bu Parti başkanları 1950 yılına kadar aynı zamanda Cumhurbaşkanı da olmuşlardır. 4- Bu Parti, inkılâpların halka benimsenmesini sağladı. ORDUNUN SİYASETTEN AYRILMASI (3 MART 1924) I. TBMM’de birçok tanınmış komutan milletvekili olmuştu. İlk meclisin olağanüstü bir durumda çalışıyor ve savaşların hala devam ediyor olması, bu durumun kabullenilme-sinde etkili olmuştu. Savaşlar kazanılmasında büyük gayretler gösteren bazı komutanlar inkılâp hareketle-rini benimsemediler. Bir süre sonra inkılâplara karşı çalışmalara başladılar. Fakat 11 Ağustos 1923’te açı-etkin II. TBMM’de savaş ortamının olmaması ve aynı zamanda milletvekili olan bazı komutanların yeniliklere karşı tavır takınmaları ordunun si-yasetten ayrılmasını bir kez daha göstermiştir. Mustafa Kemal Paşa, daha II. Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Partisi’nde gördüğü ordu ile işbirliğini tenkit etmişti. Bu tecrübelerin ışığında o zamana kadar hükü-mette yer alan Genel Kurmay Başkanlığı politika dışında bırakıldı. 3 Mart 1924’te komu-tanların milletvekili olmalarının kaldırılmasıyla ordunun siyasetten ayrılması sağlandı. 1924 yılı Ekim ayı sonlarında Kazım Karabekir, Ali Fuat ve Refet paşalar ordudan ayrılarak bundan sonra milletvekili olarak devam etmek istediklerini bildirmişlerdir. Musul sorunu sürdüğü bir sırada ordudan ayrılmaları komuta ettikleri ordunun başsız kalacağı için doğru görülmediği için hemen kabul edilmemiş ve yerlerine atanan yeni ko-mutanların görevlerini resmen devralmalarına kadar Meclis’e gelemeyecekleri bildirilmiş-tir. Bu komutanlar aslında ordu üzerindeki etkilerini kullanarak mecliste yeniliklere karşı bir tavır takınmak için siyasi hayata dönmek istediklerinin anlaşılması, bu şekilde bir tavır takınılmasına neden olmuştur. Atatürk, kendisine bağlı komutanların milletvekilliğinden ayrılmasını istedi. Fevzi Paşa ve Cevat Paşa gibi komutanlar tamamen ordularının başına döndüler. Böylece ordu üzerinde kendi arkadaşlarının etkili olmasını sağlamıştır. Askerlerin görevleri devam ederken milletvekili olamayacaklarına dair kanun kabul edildi ( 19 Aralık 1924) . Böylece, ordunun siyaset ile bağlantısı kesin olarak önlenmiştir. Ordunun siyasetten ayrılması ile meclisteki iç rekabetin (siyasi çekişmelerin ) iç ça-tışmaya dönüşmesi önlendi. TERAKKİPERVER CUMHURİYET FIRKASI (İlerici Cumhuriyet Par¬tisi ) (17 Kasım 1924–5 Haziran 1925) Nedenleri 1) İnkılâplara tepki 2) Halkın, Halk Fırkası hükümetinin ekonomi politikasından şikâyetçi olması 3) Gerçek demokrasinin gerçekleştirilmesi için mecliste bir muhalif partiye duyduğu ih-tiyaç İktidarı elinde bulunduran Cumhuriyet Halk Fırkası'na karşı bir muhalefet havası es-meye başlamış, çeşitli yönleriyle şikâyetler muhalifler tarafından ortaya çıkarılmıştı. Parti'-nin Meclis üzerinde baskı yaptığı iddia ediliyor, bunun kaldırılması isteniyordu. Cumhuriyet Halk Fırkası'ndaki ayrılıklar, 17 Kasım 1924'te Ankara'da Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın yani yeni bir partinin doğmasına sebep oldu. Yeni parti, Meclisin ikinci döneminde Cumhuriyet Halk Fırkası'ndan ayrı-etkin milletvekillerinin katılması ile Meclis içinde kuruldu. Başkanlığına Kazım Karabekir seçilmiştir. İkinci Başkanı H.Rauf Orbay (eski başba-kan) ve genel sekreteri de Ali Fuat Cebesoy'du. Partinin Savunduğu İlkeler 1- Parti ilerici ve cumhuriyetçidir. 2- Partinin sistemi liberalizm ve halkın hâkimiyetidir 3- İnkılâpların dinde, örf ve adetlerde yapılmamalıdır. 4- Parti dini inançlara saygılıdır ilkesini kullanmıştır. 5- Cumhurbaşkanının, seçiminden sonra milletvekilliği ile ilgisi kesilecektir. Cumhur-başkanın aynı zamanda parti başkanı olamamalıdır. 6- Halka daha fazla özgürlük verilmesi gerektiği 7- İdari yönden, yerinden yönetimin gerçekleşmesine çalışacaktır. Mustafa Kemal Paşa, demokratik düzenin kurulmasını, istediğinden, yeni Partinin ku-ruluşundan memnun olmuştur. Yeni parti için; "Bırakınız, karşımıza çıksınlar, memleket iş-lerini münakaşa edelim ve bizim Meclisimizde de iki parti olmalı, hükümeti denetleme sis-temi kurulmalı ve medeni ülkelerin parlamentolarına benzemeliyiz" diyordu. Fırka, Mecliste hayli asabi bir hava içinde doğmuş, müzakerelere katılmış, hükümet-ten çeşitli sorunlar hakkında bilgi istemiştir. Bu sert çekişmeler, özellikle bütçe görüşmeleri sırasında doruğa çıkmıştır. Sonuçları 1) Parti ilk şubesini Urfa’da açtı. 2) Partiye kısa sürede büyük katılımlar oldu 3) Parti, dini inançlara saygılıdır ifadesini kullandığından kısa sürede bütün rejim muha-lifleri ve eski düzen yanlıları bu parti de toplanmaya başladılar. 4) Cumhuriyet Halk Partisine tepki gösterenler bu partide toplandılar. 5) Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının güçlenmesinden cesaret alan rejim muhalifleri Şeyh Sait önderliğinde isyan ettiler. 6) Doğu Anadolu' da patlak veren Şeyh Sait İsyanı, İstiklal Mahkemeleri'nin geniş yet-kilerle kurulmasına, Takrir-i Sükûn Kanununun çıkmasına sebep olmuştur. 7) İstiklal Mahkemeleri, Terakkiperver Fırka mensuplarının faaliyetleri hakkında hükü-meti ikaz etmişler, önce Diyarbakır İstiklal Mahkemesi kendi yetki alanında bulunan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası şubelerinin kapatılmasına karar vermiştir. Hükümet ise, Takrir-i Sükûn Kanunu'na dayanarak, 5 Haziran 1925 tarihinde bütün memlekette Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kapatılmasını kararlaştırmıştır.9) TCF’nin faaliyetleri rejimin henüz çok partili sistem için hazır olmadığını göstermiş-tir. Bu nedenle 1930’a kadar ikinci bir muhalefet partisi kurulmamıştır. 10) Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisidir. Not: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Osmanlı dönemi partisi olan İttihat ve Terakki'ye bağlı olanlar ile Saltanat ve Hilafet yanlıları tarafından desteklenmiştir. ŞEYH SAİD İSYANI (13 ŞUBAT 1925)İsyanın Nedenleri: 1) İnkılâpların hızlanması ve eski rejim taraftarlarının bunu hazmedememesi. 2) İnkılâpların halk tarafından tam olarak anlaşılamaması 3) Halifelik ve saltanat yanlılarının kışkırtmaları (Hilafet ve saltanatı geri getirme dü-şüncesi) . 4) Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın takip ettiği politika 5) İngiltere’nin Şeyh Sait ve yandaşlarını kışkırtarak Musul sorununu kendi lehine çö-zümlemek istemesi 6) Güneydoğu Anadolu bölgesinde İngiltere destekli bağımsız bir Kürt devleti kurulmak istenmesi İsyan Şeyh Sait, 13 Şubat 1925'te Diyarbakır ili, Ergani ilçesine bağlı Eğil bucağının Piran kö-yünde ilk defa isyana başlamıştır. İsyan Erzurum, Elazığ, Bitlis, Bingül ve Muş’a kadar ya-yılmıştır. Ali Fethi Hükümeti isyanı bastıramayınca istifa etmiştir. Yeni hükümeti İsmet Pa-şa kurdu ve isyan alınan tedbirlerle bastırılmıştır. Güvenoyu alan yeni hükümetin ilk işi, isyan karşısında hükümete yetkiler veren Takrir-i Sükûn Kanunu ve biri Ankara'da diğeri isyan bölgesinde olmak üzere iki tane İstiklal Mah-kemesi kurulması hakkındaki kanunu, TBMM'nden çıkarmak olmuştur. Takrir-i Sükûn Kanunu, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Şeyh Sait isyanının ve diğer tehlikelerin ortaya koyduğu engelleri önlemek amacıyla 4 Mart 1925 tarihinde yürür-lüğe girmiştir. Önce iki yıl için çıkarı-etkin kanun, iki yıl daha uzatıldıktan sonra 4 Mart 1929'da yürürlükten kaldırılmıştır. Yapı-etkin planlı askeri harekât sonucunda isyancılar mağlup edildi ve elebaşları hemen yakalandı. Şeyh Sait ve Seyyit Abdülkadir de dâhil olmak üzere bütün elebaşılar idama mahkûm edilmiş ve hüküm derhal yerine getirilmiştir. İsyanın Sonuçları: 1) O sırada başbakan olan Fethi Bey ayaklanmayı bastırmada yetersiz kalınca İsmet Pa-şa başbakanlık görevine getirildi. 2) Doğuda seferberlik ilan edildi. 3) Takrîr-i Sükun Kanunu çıkarılmış (4 Mart 1925), kanun, 1929’a kadar geçerli olmuş-tur. 4) İstiklâl Mahkemeleri tekrar işlemeye başlamıştır. 5) 14–15 Nisan 1925’te Şeyh Sait başta olmak üzere isyanın elebaşları ve Kürt Teali Cemiyeti yöneticileri tutuklanarak İstiklal Mahkemelerine sevk edildiler. Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya yönelik ilk isyan hareketi başarılı bir şekilde bastırılmıştır. 6) Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası isyanda rolü olduğu gerekçesi ile kapatılmıştır (5 Haziran 1925). 7) Türkiye Musul görüşmelerinde zayıf duruma düştü ve Musul üzerine yapmayı plan-ladığı askeri harekâtı yapamadı. İngiltere amacına ulaştı. İngiltere, Musul meselesini kendi lehine çözebilmek için avantaj sağlamıştır. İsyan, Türkiye’de çok partili hayata geçiş için ortamın uygun olmadığını ve demokra-sinin tam anlamıyla uygulanmayacağını göstermiştir. 9) Çok partili hayata geçişin ilk denemesi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 10) Şeyh Sait İsyanı, Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya yönelik ilk isyan hareketidir. Bu yönüyle 31 Mart Olayı'na benzer. 11) Cumhuriyet rejimine yönelik eleştiriler yasaklandı. İstanbul'daki gerici muhalif basın disipline edildi. 12) Mustafa Kemal Atatürk düşündüğü devrimleri gerçekleştirme ortamı buldu (Laikliğin henüz tam olarak topluma yerleşmediği görülerek tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı.) MUSTAFA KEMAL’E SUİKAST GİRİŞİMİ (16 HAZİRAN 1926) Mustafa Kemal Atatürk'ün ulusal egemenliğe dayalı yeni bir devleti kurmaya çalışması-na karşı olan saltanat ve hilafet yanlıları ile mandater politikaları savunanlar, Mustafa Ke-mal'e karşı Erzurum Kongresinden itibaren muhalefet başlatmışlardı. Eski İttihat ve Terakki partililer taraftarları, M.Kemal’i ortadan kaldırırlarsa yeni rejimin sona ereceğine inanmışlardır. Bu nedenle M.Kemal’e İzmir’de bir suikast planlanmıştır. Bu muhalif güçler saltanatın kaldırılmasını izleyen günlerde Mustafa Kemal Paşa'yı mil-letvekili seçilme hakkından yoksun bırakmak için milletvekili olma koşullarına, "Kurtuluş Savaşıyla belirlenen sınırları içerisinde doğmuş olma ve beş yıl sürekli olarak bir yere yer-leşme" şartını koydular. Mustafa Kemal'in doğduğu Selanik I. Balkan savaşında kaybedil-mişti. Ayrıca Kurtuluş Savaşı nedeniyle sürekli mücadele ettiğinden dolayı beş yıl bir yerde devamlı kalamamıştı. Mustafa Kemal kendisini tasfiyeye yönelik bu kanunun teklifini eleş-tirdi. Kamuoyu Mustafa Kemal'i destekledi. Bu tepkiler üzerine sorun çözümlenmişti. Saltanatın ve hilafetin kaldırılışını bir türlü içine sindiremeyen Osmanlı döneminin parti-si olan İttihat ve Terakki Fırkasından olanlar Mustafa Kemal'i öldürmek için İzmir'de bir suikast yapmayı planladılar. 16 Haziran 1926'da İzmir'e gelmesi beklenen trenin gelmemesi sonucu suikastçıları Sa-kız adasına kaçırmakla görevli olan Giritli Şevki durumu İzmir Valisine ihbar etmiş ve sui-kastçılar silahları ile birlikte yakalanmışlardır. Suikastın haber alınması üzerine suikastçılar yakalanmış ve suikastı planlayanlar İstiklâl Mahkemeleri tarafından cezalandırılmışlardır. Mustafa Kemal’in tepkisi: “Benim naçiz vücudum elbet bir gün…” Bu suikast girişimi M. Kemal’in şahsında yeni rejime karşı yapılmış bir harekettir. SERBEST CUMHURİYET FIRKASI (12 Ağustos – 17 Kasım1930) Nedenleri 1) Halkın egemenliğini daha iyi uygulayabilmek. 2) Halkın her kesiminin görüşlerini mecliste yansıtabilmek. 3) Hükümeti denetleyerek daha sağlıklı çalışmasını sağlamak. CHP'nin tek parti yönetiminin keyfi uygulamaları ve halkın şikâyetleri M. Ke-mal'in meclisin daha sağlıklı kararlar almasını istemesi. Mustafa Kemal’in demokrasiye duyduğu inanç. Mustafa Kemal’in isteği ile kurulur. Mustafa Kemal, bu partiden Cumhuriyetin sürekliliğini ve laikli ilkesine uymalarını istemiş, kendisinin de tarafsız olaca-ğını belirtmiştir. 4) 1929 yılında dünyada görülen ağır ekonomik bunalımın yurda yansıması. 1929 Dünya ekonomik buhranından etkilenen Türkiye'de bu buhranın aşılması-nı sağlamak amacıyla değişik görüşlerin ortaya çıkmasını sağlamak. Ekonomik görüşlerde ayrı-etkin muhalifler M. Kemal’in isteğiyle Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurmuşlardır. Parti başkanlığına Fethi Okyar getirildi. İlkeleri 1- Ekonomide liberalizm. 2- Kadınlara siyasal hakların verilmelidir. 3- Seçimler tek dereceli olmalı. 4- Cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve laiklik ilkelerine bağlı kalınması Sonuçları 1) Partiye kısa sürede bütün rejim karşıtları toplanmaya başladı. Laiklik ilkesine karşı olanlar bu partiye girdiler. 2) Partinin kurulması üzerine, tüm muhalifler cesaretlendiler. İnkılâplar, hükümet ve la-iklik aleyhtarı gösterilen yapılmaya başlandı. Belediye seçimleri yapıldı ve seçimleri büyük bir çoğunlukla Cumhuriyet Halk Fırkası kazanmıştır. 3) Fethi Okyar, partide kontrolün kendisinden çıktığını görmesi ve daha kötü olaylara neden olmamak üzere partiyi feshetti. (17 Kasım 1930) İkinci kez çok partili hayata geçiş denemesi de başarısız olmuştur. 1946 yılına kadar bir daha, çok partili hayata geçiş denemesi yapılmamıştır. MENEMEN OLAYI (23 ARALIK 1930) Nedeni: Serbest Cumhuriyet Fırkasının kurulması ile rejim aleyhtarlarının cesaretlenmesi Sonuçları: 1) Derviş Mehmet ve adamları Menemen’de isyan etmişlerdir. İsyanı durdurmak isteyen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı öldürdüler, bunun üzerine ordular ayaklanmayı bastırmış ve suçlular İstiklal Mahkemelerinde cezalandırılmıştır. 2) Devletin rejime yönelik saldırılara karşı taviz vermeyeceği anlaşılmıştır. 3) Menemen olayı, laik düzenin yerleşmediğini bir kez daha kanıtlamış ve çok partili si-yasi hayat denemelerine ara verilmiştir. Not: Laik Cumhuriyete yönelik ikinci rejim karşıtı olaydır. Bu olaydan kısa bir süre önce Fethi Okyar, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kapatmasının ne kadar yerinde bir davranış ol-duğunu göstermektedir. Çok Partili Siyasi Hayata Geçiş Denemelerinin Sonuçsuz Kalmasının Nedenleri 1) Türkiye’de demokrasi ortamının henüz oluşmamış olması 2) Halkın henüz buna hazır olmaması 3) İkinci Dünya savaşı tehlikesinin çıkması 4) İtalya ve Almanya’nın saldırgan tutumu 5) Misak-ı Milli’nin dışında kalan sorunların çözümüne ağırlık verilmesi ÇOK PARTİLİ HAYATA KESİN GEÇİŞ DEMOKRAT PARTİ (1946) Nedenleri 1) İkinci Dünya savaşını kazanan devletlerin demokrasi ve çok partili ile idare edilmele-ri 2) Türkiye’nin Birleşmiş Milletlerde söz sahibi olabilmesi için çok partili hayata geçişi yeniden denemeliydi. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü; bu partinin kurulmasına izin verdi. Kuruluşu 1) Mecliste dörtlü takrir adlı bir grup, CHP’den ayrılarak Demokrat partisini kurdular. Bunlar; Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan’dır. 2) Partinin başkanı Celal Bayar’dır. 3) 1948 yılında Millet Partisi adında yeni bir parti daha kurulmuştur. 4) 1950’deki seçimleri gizli oy, açık tasnif ile büyük bir çoğunlukla Demokrat Parti ka-zanmıştır. Sonuçları 1) 1946’da açık oy, gizli tasnif ile Cumhuriyet Halk Partisi seçimleri kazanmıştır. 2) 1946 yılında DP seçimlere muhalefet partisi olarak girdi. 3) 14 Mayıs 1950’de iktidara geldi. 4) 1950’de seçimlerin kazanılması üzerine Celal Bayar Cumhurbaşkanı olunca parti başkanlığı ve başbakanlığa Adnan Menderes getirildi. 5) Partinin laiklik ilkesinden taviz vermesi ve rejim muhaliflerin bu partiden cesaret ala-rak çalışmalarına hız vermesi üzerine 27 Mayıs 1960 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koydu. 6) 17 Eylül 1961 yılında Adnan Menderes ve üç arkadaşı idam edildi. Not: Cumhuriyet Halk Partisi’nden sonra iktidara gelen ilk parti Demokrat Parti’dir. İNKILÂPLARİnkılâp; Halk hareketiyle zor kullanarak, mevcut düzenin yıkılması ve yerine yeni bir dü-zenin kurulmasıdır. İnkılâp, bir devletin dayandığı temel ilkelerin ve toplum düzeninin hız-la ve ileriye dönük bir şekilde değiştirilmesidir. Not: İnkılâp, ulusun her yönden ilerlemesini amaçlar. İhtilâl: İnkılâbın bir evresini teşkil eder, ihtilâl bir fikrin şahlanışıdır. Fikir, tarih tecrübe-sinden yararlanır ve hızla sonuca gider. Reform: Islahat deyiminin karşılığıdır. Toplum hayatında belirli alanlarda yapı-etkin düzelt-melerdir. Burada asıl amaç toplum düzenine yeniden şekil verme, toplumun ihtiyaçlarını karşılamadır. Reformlar, o ülkenin temel hukuk düzenine uygun Alarak yapılır, zorlayıcı değildir, yavaş yavaş gerçekleştirilir. Osmanlı Devleti'nde 17. yüzyılda yapı-etkin ıslahat ha-reketleri temel düzene bağlı kalarak yapılmıştı. İnkılâp ve İhtilâl; bu iki kelimenin kökeninin Arapça olması sebebiyle her ikisi için de “devrim” kelimesi kullanılmaktadır. Oysa ihtilâl, inkılâptan farklıdır. İhtilâl kelime olarak bozma, kaldırma manasına gelmektedir. Terim olarak ise ihtilâl; bir devletin mevcut siyasî yapısını, iktidar düzenini ortadan kaldırmak için bu konudaki hukuk kurallarına baş-vurmadan zor kullanılarak yapı-etkin geniş bir harekettir. İhtilâl ile inkılâp arasındaki bağ; ihtilâl ile mevcut düzen yıkılır. Yıkı-etkin düze-nin yerine yeni düzenin getirilmesi inkılâptır. İhtilâlle yıkı-etkin düzenin yerine yenisini koy-mak gerekir. İşte ihtilâle oranla daha uzun olan inkılâplar dönemi eskiye oranla daha ileri düzeyde ise inkılâplar başarılı olmuş sayılır. Bu durum ihtilâli de başarılı kılar. İnkılâbın Özellikleri 1) İnkılâp, halk hareketidir. İnkılâp, ani bir hareket olmayıp için gelişen, oldukça uzun bir sürecin eseri olarak ortaya çıkan bir harekettir. İnkılâbın en önemli özelliği top-lumca yapı-etkin bir hareket olmasıdır. Bir kişiye, bir sınıfa ve zümreye dayanan, top-lumca benimsenmeyen inkılâp bir halk hareketi değildir. Türk inkılâbında genelgeler yayınlanması ve kongreler yoluyla örgütlenmenin sağlanması gibi çalışmalar, inkılâ-bın topluma benimsetilmesi amacına yöneliktir 2- Mevcut düzeni yıkma hareketidir. Eskimiş, yıpranmış, geri kalmış, çağın gelişme-lerine ayak uyduramamış düzeni yıkar. Ümitsizliğe düşenlerin son bir çare olarak top-luca başvurdukları bir toplum hareketidir. 2) Yıkı-etkin düzenin yerine yeni bir düzen kurma hareketidir. İnkılâp sayesinde eski düzeni temsil eden kurumlar yıkılır, inkılâp kendi kurumlarını getirir. İnkılâbın Aşamaları 1- Fikri hazırlık aşaması. Toplumda değişiklik fikrinin yeni fikrin tohumlarının atıldığı ve geliştirildiği devredir. Düşünürler, yazarlar ve filozoflar hazırladıkları fikirleri top-luma sunarak yön verirler. 2- İhtilal (mücadele, aksiyon) aşaması. Türk inkılâbında bu safhada bir taraftan işgal-cilere diğer taraftan da Osmanlı yönetimine karşı mücâdele verilmiştir. 3- Yeni düzenin kurulması aşaması. İhtilâl başarıya ulaştığında eski düzene ait kurum-lar yıkılır. Artık yapılması gereken yeni, çağdaş kurumların getirilmesidir. Türk inkılâbı birden bire ortaya çıkmış değildir. Osmanlı İmparatorluğunun son dö-nemlerinde görülen içte ve dışta meydana gelen gelişmeler Türk İnkılâbını hazırlamıştır. Bu bakımdan Türk inkılâbını anlamak öncelikle geçmişteki olayların bilinmesiyle mümkün olacaktır. İnkılâpların Sonuçları: Çok büyük bir toplumsal olay olan inkılâp, bu büyüklüğü ile orantılı olarak çok önemli sonuçlar getirir. Bu sonuçları ikiye ayırabiliriz: Olumlu sonuçlar, toplum ve devlet yapısındaki hemen hemen bütün kurumların ye-nileşmesidir. Bu yenileşme ile ulus ilerleme, diğer ulusların ekonomik, askeri, siyasi baskı-larından kurtulma, daha iyi ve rahat yaşama yoluna girer. Zaten inkılâbın amacı da budur. Olumsuz sonuçları ise, inkılâpla kurulan düzeni benimsemeyenlerin toplumda do-ğurduğu tepkilerdir. Yüzlerce yıllık alışkanlıkları atamayan , inkılâpla getirilen yeni kurum-ları içlerine sindiremeyenler, bu kurumların işlemesi sırasında çıkan bazı aksaklıkları abar-tarak değerlendirirler. Böylece bazı kesimlerde "eskiden daha iyi idi" düşüncesi ortaya çı-kar. İnkılâpla getirilen huzur böylece gölgelenebilir. Hatta toplumun bölünmesi, böylece inkılâbın amacını yitirmesi durumu ortaya çıkabilir. Atatürk’ün İnkılâp Tanımı; Osmanlı Devleti'nden kalan son asırlardaki mevcut ku-rumları zorla değiştirerek Türk milletini son yıllarsa geri bırakmış kurumların yerine çağ-daş ve en yüksek medeni icaplara göre yenisini kurmaktır. Türk İnkılâbının Özellikleri 1) Türk İnkılâbı diriliş ve yenilik hareketidir. 2) Ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik mücadelesidir. 3) İçeride sultan ve halifeye, dışarıda işgalci güçlere karşı mücadele edilmiştir. 4) Türk inkılâbının fikri hazırlık safhası yoktur. 5) Fikri hazırlık safhası ile ihtilal safhası iç içe olmuş ve kısa sürmüştür. 6) Türk İnkılâbı Batı kültürünü benimsemiştir. 7) İdeolojik ve teorik hazırlığı yoktur. Türk İnkılâbı’nın sonunda yeni bir devlet ortaya çıkmıştır.9) Milletin varlığını sürdürebilmesi için bireyleri arasında düşündüğü ortak bağ, din ve mezhep bağlılığı yerine Türk Vatandaşlığı bağıyla bireylerini toplamıştır. 10) Millet, bütün çalışma alanlarında çağdaş uygarlık prensiplerini benimsemiştir. 11) Yaptığı düzenlemelerde insanımızın ihtiyaçlarını esas almıştır. 12) Türk inkılâbı başka inkılâplara benzemez, onlardan çok daha büyük, yüksek ve bi-linçlidir. Türk İnkılâbını Diğer İnkılâplardan Ayıran Farklar: Dünya'da Türk İnkılâbından önce iki önemli inkılâp daha meydana gelmiştir. Özellikle Fransız İhtilâli evrensel sonuçlar doğurmuş bütün dünyayı olumlu ve olum-suz yönde etkilemiştir. Rus (Bolşevik) ihtilâli ise evrensel sonuçlar meydana getirmemiş buna karşılık Birin-ci Dünya Savaşı'nın kaderinde ve Rus siyasi yapısında büyük değişiklikler meydana getir-miştir. Türk İnkılâbı hangi yönlerden bu iki inkılâptan ayrılmaktadır: 1. Diğer inkılâplarda sadece egemenlik mücadelesi vardır. Bağımsızlık hareketi yoktur. 2. Diğer inkılâplarda fikri bir hazırlık dönemi vardır. 3. Diğer inkılâpları hazırlayanlar ve uygulayanlar ayrı kişiler olmuştur. 4. Diğer inkılâplarda yeni bir kültür çevresine girme yoktur. 5. Diğer inkılâplarda bağımsızlık mücadelesi yapılmamıştır. 6. Diğer inkılâplar ülkelerinin zayıf zamanlarında ortaya çıkmamıştır. Atatürk İnkılâpları’nın Amaçları:1) Türkiye’yi çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkarmak. 2) Türk Milleti’nin refah seviyesini yükseltmek. 3) Modern Avrupa devletleri ile Türkiye’yi bütünleştirmek. 4) Modern uygarlıkların değer yargılarını Türkiye’ye yerleştirmek. 5) Türkiye’de milli egemenlik ilkesini yerleştirmek 6) Türkiye’de demokrasinin yerleşmesini sağlamak. 7) Osmanlı Devleti’nden kalmış ve halkın ihtiyaçlarına cevap vermeyen müesseselerin yerine çağdaş müesseseler kurmak Atatürk İlkeleri’nin yerleşmesini sağlamak.HUKUK ALANINDA YAPILAN İNKILÂPLAR Bir toplum içinde yaşayan bireylerin hayat iliş¬kilerinde uymak zorunda oldukları ku-rallara hu¬kuk denir. Devlet, hukuk kurallarını koyar, bu kuralların uygulanıp uygulan¬madığını denetler ve uymayanları cezalandırarak, otoriteyi sağlar. Osmanlı Devleti'nde hukuk sistemi iki temele daya¬nıyordu. Bunlardan şer'i hukuk kaynağını Kur'an ve hadislerden alıyordu. Örfi hukuk ise, töre ve padi¬şah fermanlarına da-yanıyordu. XIX. yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti, İslam hukukuna dayalı olarak Mecelle adı verilen mede¬ni kanunu hazırladı. Ancak Mecelle Sünni mezhe¬bin ilkelerine göre hazırlan-dığı için bazı alanlarda yetersiz kalıyordu. Bir devlet bütün vatandaşlarına aynı hukuku uy-gulamalıdır. Çünkü hukuk birliği milli birliğin temel ilkelerindendir. Değişik din ve millet-lerden meydana gelen Osmanlı Devleti'nde bu özellik yoktu. Osmanlı Devleti’nin19.yüzyılda hukuk alanında yaptığı en köklü değişiklikler Tan-zimat ve Islahat Fermanı’nın yayınlanması, Avrupa tarzında mahkemeler açılması ve 1876’da Kanun-i Esasi’nin kabul edilmesidir. Osmanlı Devleti'nde hukuk birliği yoktu. Buna ka¬nıt olarak şer'i mahkemelerin yanın-da batı tarzın¬da mahkemelerin kurulması, gayrimüslim cemaat mahkemeleri, kapitülasyon-lara göre çalışan mah¬kemelerin bulunması gösterilebilir Osmanlı Devletinde, Tanzimat Dönemi'nde hukuk alanında çalışmalar hızlanmıştır. Tanzimat Dönemi'nde Fransız kanunlarından faydalanılarak hukuk alanındaki ka¬rışıklık gi-derilmeye çalışılmıştır. 1840'da Ceza Kanunu, 1850'de Ticaret Kanunu, 1868'de De¬niz Ti-caret Kanunu çıkarılmış ve 1869'da Da¬nıştay kurulmuştur. Yukarıda sayı-etkin bu aksaklıkların giderilmesi hu¬kuk ve devlet düzeninde laikliğin temel ilke olarak benimsenmesiyle mümkündü. Hukuk Alanında Yapı-etkin İnkılâplar 1- Yeni Türk devletinin ilk anayasası olan Teşkilat-ı Esasiye yayınlanmıştır (20 Ocak 1921). 2- Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 Anayasası kabul edilmiştir (20 Nisan 1924). 3- İsviçre Medeni Kanunu kabul edilmiştir (17 Şubat 1926). 4- 22 Nisan 1926'da kabul edilen İsviçre'den Borçlar Kanunu (8 Mayıs 1928 uygulanışı) 5- Almanya'dan Ticaret Kanunu (10 Mayıs 1928), 6- 1 Mart 1926'da kabul edilen Ceza Kanunu ise 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu'ndan alınarak 1 Temmuz 1928)’en itibaren uygulanmaya başlanmıştır 7- 4 Nisan 1929 tarihli Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu da Almanya'dan alınmıştır. 8- Fransa’dan İdare Hukuku alınmış ve bazı değişiklikler yapılarak uygulamaya konul-muştur. 9- Belediye Kanunu ile kadınların belediye seçimlerinde seçmen olmalarına izin veril-miştir (30 Nisan 1930). 10- Kadınlara muhtar seçme ve köy ihtiyar heyetine seçilme hakkı verilmiştir (26 Ekim 1933). 11- Kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilmiştir (5 Aralık 1934). Not: 1935 yılında yapı-etkin seçimlerde meclise 18 kadın milletvekili girmiştir LAİKLİK ALANINDA YAPILAN İNKILÂPLAR Laikliğin, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması ile din ve vicdan hürriyetinin sağ-lanması olmak üzere iki yönü vardır. Laikliğin nitelikleri: 1. Laik devlette, devlet dini yoktur. 2. Dinleri ne olursa olsun bütün vatandaşlar ana hak ve hürriyetlere eşit olarak sahiptir. 3. Ayrı dinlere mensup olanların eşitliği yanında aynı dine mensup olanlar arasında mezhep eşitliğine de yer verir. 4. Laik devlet anlayışı ancak, din ve vicdan hürriyeti ile bir arada yürüyebilir. 5. Dinî makamlar devletten tamamen ayrılmıştır. Din işlerinin düzenlenmesi özel kuru-luşlara terk edilmiştir. Ancak, Türkiye’de din işleri bir kamu hizmeti sayıldığı için dinî işlere ve faaliyetlere devlet bütçesinden ödenek ayrılmaktadır. Cemaatlerin insanları devlet düzeni aleyhine kışkırtma endişesi de devletin dinî hizmetleri kendi kontrolünde tutmasını gerektirmiştir. Tarihte devletle din kurumu arasındaki ilişkiler üç şekilde ortaya çıkmıştır; 1. Dine bağlı devlet sistemi: Dinî reis aynı zamanda devletin de reisidir. Halifeliğin Osmanlılara geçmesinden sonra Osmanlı devleti de dine bağlı bir devlet halini almış-tır. 2. Devlete bağlı din sistemi: Bu sistemde din devlet otoritesinin baskısı altındadır. 3. Laik sistemde: Burada dinî ve dünyevî otoriteler ayrılmıştır. Dünya tarihinde Yakın çağlara kadar din, toplum hayatında etkili olmuş, resmî nitelik ka-zanarak günlük hayata karışmıştır. Özellikle Ortaçağ Avrupa’sında kilise; devlet otoritesi-nin tamamen üstüne çıkarak ayrı bir feodal unsur halinde kendi otoritesi üstünde güçlü dev-letlerin çıkmasını engellemişti. Osmanlı devleti, dinî bir devlet olmasına karşılık devlet yönetiminde Müslüman olmayanlar hoşgörü ile karşılanmıştır. Diğer taraftan dinî işleri Şeyhülislâmlık gibi bir kurumun yürüt-mesi, güçlü padişahların dinî otoriteyi kontrol altında tutmaları, dinî kanunlar yanında, örf hukuku dediğimiz hukuka daha fazla işlerlik kazandırmaları gibi sebepler, Osmanlı Toprak Sistemi üzerinde geniş araştırmalar yapan İktisad tarihçisi Ömer Lütfi Barkan’ın Osmanlı devletini laik olarak yorumlamasına dahi yol açmıştır. Osmanlı devletinde laiklik, Tanzimat’la birlikte gelişme göstermiştir. Tanzimat ve Islahat fermanları, Birinci ve İkinci Meşrutiyet hareketleriyle devlet yarı teokratik bir devlet olma yolunda adımlar atmıştır. Türk inkılâbında laikliğin gelişmesi kademeli bir yol takip etmiştir. Laikliğin gerçekleşti-rilmesi için toplumun ihtiyacına göre yeni kanunlar kabul edilmiştir. Türkiye'de Devletin Laikleşmesinin Aşamaları1. Saltanatın kaldırılması ilk aşamadır. Bu in¬kılâp ile din ve devlet işleri birbirinden ayrılmış, halifenin elindeki siyasal güç TBMM'ye geçmiştir. 2. Halifeliğin kaldırılması devletin laikleşme¬sinde en önemli aşamadır. Bu kurumun kal¬dırılmasıyla inkılâpların gerçekleştirilmesi ko¬laylaşmıştır. 3. Şer’iye ve Evkaf Vekâleti kaldırılmıştır (3 Mart 1924). Diyanet işleri Başkanlığı ve Va-kıflar Genel Müdürlüğü kurulmuştur. 4. Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılarak eğitim ve öğretim birleştirilmiş ve çağdaşlaştırıl-mıştır. Böylece çağdaş eğitimin temelleri atılmış, eğitim alanında laikleşme gerçekleş-miştir. 5. 1925 yılında Tekke ve Zaviyeler kapatılmış¬tır(30 Kasım 1925).Bu inkılâp ile modern bir toplumda yeri ol¬mayan kuruluşlar kaldırılmıştır. Halkın din duygularının sömürülmesi önlenmiştir. 6. Medeni Kanun kabul edilmiştir (17 Şubat 1926). Hukuk alanında laikliğe geçilmiştir. 7. Anayasada laikliğe aykırı bulunan maddeler çıkarılmıştır. 1924 Anayasası'nın 2.maddesindeki "Devletin dini İslam'dır" ve 26.maddesindeki "TBMM'nin şer'i hüküm-leri yerine getireceği" şeklindeki hükümler kaldırılmıştır (10 Nisan 1928). 8. Atatürk’ün altı ilkesinin "Türkiye Devleti; cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçıdır" şeklinde anayasada yer alması kabul edilmiştir (5 Şubat 1937). Hukuk İnkılâbının Nedenleri: 1) Laik hukuk anlayışını uygulamak 2) Hukukta iki başlılığın olması ve karmaşaya neden olması (Şer’î Hukuk ve Örfî Hu-kuk) nedeni ile hukuk birliğini sağlamak 3) Eski hukuk sisteminin çağın gelişmeleri karşısında yetersiz kalması Ekonomik yaşetkinı düzenleyen kuralların yetersizliği. Kadın haklarıyla ilgili kanunların yetersiz kalması Ceza hukukunun şahısların güvenliğini sağlamada yetersiz kalması ve modern ceza hukukuna uymaması 4) Modern yaşetkin tarzının ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir hukuk sistemi oluşturmak 5) Din, mezhep, tarikat ve milliyet farklılıklarından dolayı hukuk birliliğinin bulunma-ması. Müslüman olmayan azınlıkların kişisel hukuk ve aile hukukuna ait sorunları kendi di-ni kurallarına göre çözmeleri Evlenme, boşanma, miras konularında herkesin kendi dini kurallarına göre hareket etmesi. Mahkemelerde bir birlik yoktu. 19 yüzyılda dört tur mahkeme ortaya çıkmıştı; Şer'i Mahkemeler, Azınlık (cemaat) Mahkemeleri, kapitülasyonlarla kurulmuş olan Konso-losluk Mahkemeleri, Tanzimat döneminde kurulan Nizamiye Mahkemeleri. 6) Mahkemede tek yargıcın bulunması. 7) Türkiye Cumhuriyeti'nin Batı medeniyetine katılmayı hedeflemesi Devletin laik bir karakter kazanmasının gerekliliği9) Yeni Türk Devleti'nin din toplumu (ümmetçilik) yerine milliyetçilik esasına göre ku-rulması Osmanlı Devleti'nden sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti, milli egemenlik ve tam bağım-sızlık ilkelerine dayanıyordu. Siyasal alanda inkılâplar yapılarak milli egemenlik sağlandı. Tam bağımsızlığı ve ülkede yaşayan herkesin kanun önünde eşitliğini sağlayabilecek güçlü bir hukuk sisteminin kurulması gerekiyordu. Atatürk'ün hukuk inkılâbının en önemli tarafı laik hukuk kurallarının benimsenmesidir. MEDENİ KANUN’UN KABULÜ (17 Şubat 1926) Türkiye Devleti, laikliği amaçladığına göre İslâm hukukuna dayanan "Mecelle" yi uygulayamazdı. Bu nedenle bir takım çalışmalar yapıldı. Yeni bir medeni kanunun hazır-lanması uzun zaman alabilirdi. Dolayısıyla Japonların yaptığı gibi, ileri ve laik bir Avrupa ülkesinin medeni kanununun alınması uygun görüldü. Sonuçta, İsviçre Medeni Kanunu'nun alınması kararlaştırıldı. TBMM, 17 Şubat 1926'da yeni Medeni Kanunu kabul etti. Bu kanun 6 Ekim 1926'da yürürlüğe girdi. İsviçre Medeni Kanununun Kabul Edilmesinin Nedenleri: 2) İsviçre Medeni Kanunu’nun Avrupa’daki medeni kanunların en yenisi olması ve her türlü yenilikleri içermesi. 3) Sorunlara akılcı ve pratik çözümler sunması. 4) Aile hukukunun kadın-erkek eşitliğine dayanması. 5) Avrupa medeni kanunlarının tümünden yararlanılmış olması. 6) Laik ve demokratik olması. Medeni Kanunun Kabul Edilmesinin Sonuçları: 1) Kadınlarla erkekler arasında toplumsal ve ekonomik alanda tam bir eşitlik sağlanmış-tır. 2) Evlilik, devlet kontrolü altına alınarak resmi nikah zorunluluğu kabul edilmiştir. 3) Birden fazla kadınla evlenmek yasaklanmıştır. 4) Küçük yaşta evlenmeler kaldırılmıştır. Temsilci yöntemiyle evlenmek yasaklanmıştır. 5) Boşanmada serbestlik kaldırılarak belli şartlara bağlanmıştır. Boşanma konusunda er-keğe tanınan haklar kadına da tanınmıştır. Boşanma halinde kadının hakları güvence altına alınmıştır. 6) Miras hukukunda kadın-erkek eşitliği sağlanmıştır. 7) Kadınlara istediği mesleğe girme hakkı tanınmıştır. Böylece ekonomik ve sosyal alanlarda kadın ve erkekler arasında eşitlik sağlanmıştır. Toplumsal hayat çağdaş gelişmelere göre düzenlenmiştir.9) Kabul edilen kanunlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün vatandaşlarına uygulanır hale getirilmiştir. Böylece hukuk bakımından vatandaşlar arasında din ve mezhep farkı gözetilmemiştir. Türkiye'deki Müslüman olmayan topluluklar, Lozan Antlaşması'nın kendilerine tanıdığı haklardan vazgeçtiklerini ve Türk Medeni Kanunu'na uymak is-tediklerini bildirdiler. Hükümetçe de bu isteğin kabulüyle Avrupa devletlerinin mü-dahaleleri ortadan kalkmıştır. Patrikhane ve konsoloslukların mahkeme kurma yetki-leri de sona ermiştir. 10) Müslüman olmayanların Türk vatandaşı olarak kabul edilmesi ile Müslüman olma-yanlara da tüm haklardan yararlanma imkânı verilmiş, böylece Avrupa’nın iç işleri-mize karışması önlenmiştir. 11) Azınlıklar Lozan'da elde ettikleri haklardan vazgeçmişlerdir. 12) Hukukta birlik sağlanmıştır TÜRK KADINLARINA SİYASAL HAKLARIN VERİLMESİ Toplumda kadın-erkek eşitliğinin sağlanması Cumhuriyet rejiminin hedeflerinden biridir. Medeni Kanun ile verilen haklar, kadınlarla erkekler arasında sosyal ve medeni alanda eşit-lik sağladı. Ancak tam bir eşitliğin olması için kadınlara siyasal hakların da verilmesi gere-kiyordu. Atatürk başlangıçta, yurt gezileri sırasında kadının bağlı olduğu geleneklerin kalkması için konuşmalar yaptı. Medeni Kanun'un kabulünden sonra sıra kadınlara siyasal haklar veril-mesine geldi. 3 Nisan 1930 yılında kabul edilen Belediye Kanunu ile kadınların belediye seçimleri-ne katılmaları sağlandı. 26 Ekim 1933’te köy muhtar ve heyeti seçimlerine girmesi 5 Aralık 1934'te kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı. Böylece Türk kadını hukuk alanında tam olarak erkeklere eşit oldu. Avrupa devletle-rinden çoğu, kadınlara bu imkânları sağlayamadan, Türk inkılâbı’nın kadınlara siya-sal haklar vermesi Atatürk'ün kadınlara verdiği değeri göstermektedir. EĞİTİM VE KÜLTÜR ALANINDAKİ İNKILÂPLAR Osmanlı Devleti'nin zayıflamasının en önemli neden¬lerinden biri de eğitim işlerinin ihmale uğramasıdır. XIX. yüzyıl sonlarında Osmanlı İmparatorluğu'nda eğitim kurumları mahalle mektep-leri ve medrese¬lerle, Tanzimat ve Meşrutiyet Dönemlerinde açıl¬mış Batı tarzında eğitim ve-ren okullar, azınlık okulları ve yabancı okullardan oluşuyordu. Bu okul¬larda farklı eğitim verilmesinden dolayı toplumda kültür çatışmaları ortaya çıkmaktaydı. İlköğretimin zorunlu-luğu bile uygulanamıyordu. Kadınların eği¬timi de büyük ihmale uğramıştı. Eğitim Alanındaki İnkılâpların amaçları 1) Laik ve çağdaş eğitimi sağlamak 2) Bilimsel eğitimi yaygınlaştırmak 3) Eğitimde birliği sağlamak 4) Kız-erkek çocukları arasında eğitim alanında eşitlik sağlamak 5) Her alanda teknik eleman yetiştirmek 6) Eğitimi millileştirmek Eğitim - Öğretim Alanındaki Gelişmeler Eğitim Politikası Çağdaşlaşmak, ilerlemek eğitimin yaygınlaştırıl¬masına ve geliştirilmesine bağlıdır. Bunu sağlaya¬bilmek için devletlerin belli bir eğitim politikası tes¬pit etmesi ve bir plan dâhi-linde yürütmesi gerekir. Eğitim esaslarının başında eğitim politikasının milli olması gelir. Buna paralel olarak Atatürk, "Milli eğitim esas olduktan sonra onun dilini, yöntemini, araçlarını da milli yapmak zorunluluğu tartışmaktan uzaktır." demiştir. Eğitim politikasının dayanacağı ikinci temel ise, çağdaşlıktır. Eğitim faaliyetleri-nin hem amacı hem de yöntemlerinin ve araçlarının bilimsel olması ge¬rekir. Türkiye Cum-huriyeti'nin eğitim politikası bu temeller üzerine kurulmuş ve hızla ilerleme sağ-etkin¬mıştır. Milli Eğitim Sisteminde Gözetilecek Esaslar 1) Öğretimde birlik sağlanmalıdır. 2) Eğitim yaygınlaştırılmalı ve kolaylaştırılma¬lıdır. 3) Eğitimde kız ve erkek çocuklarının arasında eşitlik sağlanmalıdır. 4) Eğitim programları bilimsel olmalıdır. 5) Eğitim, üst düzeyde meslek elemanı yetiştir¬melidir. 6) Eğitim uygulamalı olmalıdır. 7) Eğitim ve öğretimde disiplin sağlanmalıdır. Eğitim fikir ve hareketi birlikte yürütmelidir.Türk Milli Eğitimi'nde belirlenen amaçlara ula¬şabilmek için uygulanacak ilkeler Atatürkçü-lük düşüncesinin temelini oluşturan Cumhuriyetçi¬lik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılâpçılıktır. Bu ilkelerin uygulanması, Türki¬ye'nin gelecekteki güvencesidir. TEVHİD-İ TEDRİSAT KANUNU (3 MART 1924). (Öğretimin Birleştirilmesi Kanunu) Böylece: 1) Öğretim birleştirilmiş ve Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. 2) Medreseler kapatılmıştır. 3) Din görevlisi yetiştirmek için İmam-Hatip Okulları ve İlahiyat Fakültesi açılması ka-rarlaştırılmıştır. 4) Eğitiminde laikleşme sağlanmıştır. 5) Azınlık ve yabancı okulların dini ve siyasi amaçlı öğretim yapmalarına engel olun-muş, sınıflarında ve ders kitaplarında dini işaret ve sembollerin kullanılması yasak-lanmıştır. 6) Yabancı okullara Türkçe dersleri konmuş ve derslerin Türk öğretmenler tarafından verilmesi kararlaştırılmıştır. MEDRESELERİN KAPATILMASI 1924 yılına gelindiğinde medreseler ilerlemeyi ve gelişmeyi amaçlayan Türk milleti-nin ihtiyaçlarına cevap verecek durumda değildi. Medreseler din adamı, müderris, kadı ve yönetici yetiştiren kurum¬lardı. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bütün mektep ve medreseler Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlandı. Bu durum, medreselerin geleceğinin Milli Eğitim Ba¬kanlığı tarafından belirlene-ceğini gösteriyordu. Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nda, medreselerin ka¬patılması konusunda herhangi bir hü-küm yoktur. Ancak medreselerin görevini yapmak ve din gö¬revlileri yetiştirmek amacıyla İlahiyat Fakültesi ile İmam Hatip Okulları açılması kanunla öngörüldüğünden medrese-lerin kapatılması zorunlu hale gelmiştir. MAARİF TEŞKİLATI HAKKINDA KANUN (Eğitim Sistemi Yasası) (2 Mart 1926'da ) Sonuçları: 1) İlköğretimin zorunluluğu ilk kez doğrudan doğruya devlet tarafından ciddi bir şekilde ele alın¬dı. (İlköğretim herkes için zorunlu hale getirilmiştir) . 2) Devletin izni olmadan okul açılamayacağı belir¬tilerek ilk ve orta öğretimin temel ku-ralları belirlen¬di. 3) Çağdaşlığa uygun olmayan dersler programlar¬dan çıkarıldı. Bütün bu gelişmelerle Türk eğitim sistemi devlet güvencesi altına alınmış, demokra-tik, laik ve çağ¬daş bir kimliğe kavuşmuştur. Eğitimde eşitlik sağla¬narak milliyetçilik ilkesi egemen hale getirilmiştir. Medreselerin kapanmasıyla eğitim alanında ikilik ortadan kalkmıştır. İlköğretim ve Ortaöğretim Alanındaki Faaliyetler: Cumhuriyetin ilk yıllarında çok önemli sosyal inkılâplar yapıldığı için okul programlarının bunları hazırlayıcı öğretici ve benimsetici olarak düzenlenmesine çalışıldı. 1921 Maarif kongresinde, 1923 ve 1924’teki Heyet-i İlmiye’lerde ilkokul programları Cumhuriyetin gerektirdiği bir şekle sokuldu. 1926’dan itibaren toplu öğretimin uygulanmasına geçildi. Osmanlı devletinin son yıllarında eğitim reformlarının odağını Ortaöğretim oluştur-maktaydı. Bu gelişmelerin sonucu olarak Birinci Heyet-i İlmiye toplantısında sultaniler ye-rine liseler kuruldu. 1924 yılında liselerin ilk devresine ortaokul denildi. Öğretmen Yetiştirme Alanındaki Faaliyetler:Laikliğin, Cumhuriyetçiliğin ve Atatürk in-kılâplarının ve Medenî Kanunun halka öğretilmesi, köyün ekonomik hayatının olumlu yön-de etkilenebilmesi için bilgili ve becerikli öğretmenler yetiştirilmesi gerekiyordu. Bu yol-daki çalışmalar 1936’da Eğitmen Kurslarını, 1937’de Köy Enstitülerini ortaya çıkardı. Osmanlı devleti zamanında kurulan Yüksek Öğretmen Okulu sistemine devam edildi. Uz-man öğretmen yetiştirmek için Gazi Eğitim Enstitüsü kuruldu. 1938 yılına kadar parça-parça devam eden düzenlemeler bu yılda merkezî bir sisteme bağ-landı. Yüksek Öğretim Alanındaki faaliyetler: Osmanlı devleti zamanında büyük medreseler üniversite anlayışı ile hareket etmekteydi. Fatih ve Süleymaniye medreseleri ve büyük şe-hirlerdeki medreseler özellikle gelişme ve yükselme dönemlerinin modern üniversiteleri idi. Kanuni döneminden sonra medreselere Arap anlayışının girmeye başlamasıyla medrese öğ-retimi zamanla tamamen dinî bir nitelik aldı. Osmanlı devleti bu medreselere modern prog-ramları uygulatamadığından yeni okullar açmak zorunda kaldı. Mühendishaneler, Tıbbiye, Harbiye ve Darülfünun modern manadaki üniversitelerin temelini oluşturdu. Darülfünun 1919 yılında özerkliğine ve karma eğitim ilkesine kavuştu. 1930’lu yıllara kadar İstanbul Üniversitesi hükümetin istediği çalışmaları yapamadı. Bunun üzerine hükümet İsviçre’den davet ettiği uzmanların danışmanlığında İstanbul Üniversitesi yeniden yapılandı. Eski Öğretim Elemanlarının büyük kısmına görev verilmedi buna karşı-lık Nazi Almanya’sından kaçan öğretim elemanlarına görev verilerek modern bir hava ve-rilmeye çalışıldı. Halk Eğitimi Alanındaki Çalışmalar: Yaygın eğitim alanındaki çalışmalar harf inkılâbın-dan sonra başladı. Millet mektepleri açılarak dünyada o zamana kadar en geniş mecburî yaygın eğitim Türkiye’de yapılmış oldu. Osmanlılardan beri aydınlara yönelik eğitim çalışmalarını başarıyla yürüten Türk Ocakları, Muallim Birlikleri, Türk Halk Bilgisi Derneği 1932 yılında Halk Evleri’ne dönüştü. Azınlık Okulları ve Yabancı Okulların Kontrol Altına Alınması: Birinci Dünya Sava-şı’na Almanya safında girmemizle birlikte, İtilâf devletlerine ait yabancı okullar kapatıldı. Mütareke sırasında da Alman okulları kapanmış sadece Amerikan okulları Cumhuriyete kadar devam etmişti. Ancak Ermeni ve Rumların bu Amerikan okullarında ayrılıkçı propa-ganda yapmaları bu okullara karşı sert bir tavır takınılmasına sebep oldu. Lozan görüşmelerinin en zor geçen kısımlarından biri de Türkiye’nin kendi sınırları içinde-ki bütün eğitim kurumlarına tam hâkim olma prensibi idi. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun çıkmasından sonra Türk hükümetleri dinî eğitim veren yabancı okullara karşı sert bir mü-cadele açmışlardır. Türkiye’de hiç bir dinin ve mezhebin propagandasına izin vermeyecek-lerini belirtmişlerdir. Bu esaslar çerçevesinde okullardaki haçları ve Hıristiyanlıkla ilgili tabloları indirmeyen Fransız ve İtalyan okulları kapatılmıştır. 1928 yılında Bursa Amerikan Koleji’nde iki Müslüman öğrencinin Hıristiyan olması üzerine bu okul da kapatılmıştır. Türkiye, bütün yabancı ve azınlık okullarının laik okullar olmasını Türkiye’nin ve Türk millî menfaatlerinin zararına propaganda yapmamasını, Türk Tarihi ve Coğrafya dersleri ile Türkçe derslerinin Türk öğretmenler tarafından verilmesini istiyordu. Yabancı okulların bitirme imtihanlarının elçiliklerde yapılması geleneği kaldırıldı. Sıkı ta-limatname ve yönetmelikler çıkarıldı. 1926 yılından itibaren Musevi okullarındaki eğitim Türkçeye çevirtildi. YENİ TÜRK HARFLERİ KABULÜ (1 KASIM 1928). Türkler İslâmiyet'i kabul ettikten sonra Orhun ve Uygur alfabelerini bırakarak Arap alfabesini kullan¬maya başlamışlardır. Ancak Türkçe, Arap harfleriy¬le kolay okunup yazı-lamıyordu. Türk dilinin kolayca okunup yazılabilmesi için alfa¬benin değiştirilmesi gerektiği şek-linde bazı görüş¬ler XX. yüzyılın başından itibaren ileri sürülmeye başlamıştı. Bu arada Azeri Türklerinin Latin alfabe¬sini kullanarak başarı sağlamaları, Latin harflerinin kabulü-nün mümkün olabileceğini gösterdi. Atatürk, Türkçenin kolayca okunup yazılmasının ve böylece eğitim - öğretimin yay-gınlaştırılmasının ancak alfabe değişikliğiyle mümkün olabileceğini anladı. Bu amaçla 1926'da kurulan komisyonun yaptığı araştırma, Latin alfabesinin Türkçeye en uygun alfabe olduğunu ortaya çıkardı. 1 Kasım 1928'de yeni harflere dair olan kanun Meclis tarafından kabul edildi. Böyle-ce Arap harfle¬ri yerine Latin alfabesi kabul edilmiştir. Latin harflerinin kabulüyle; 1) Batı dünyası ile yakınlaşma yolunda önemli bir adım atılmıştır. 2) Çağdaşlaşmada önemli bir engel olan yazı meselesi çözümlenmiştir. 3) Okuma - yazma oranı sürekli artarken bası¬-etkin kitap sayısında da büyük artış olmuş-tur. Millet Mektepleri açıldı 24 Kasım 1928) ve okuma-yazma seferberliğine başlanmıştır. Atatürk bu çalışmalara "Millet Mektepleri Başöğretmeni" sıfatıyla katılmıştır. YENİ TARİH ANLAYIŞI TÜRK TARİH KURUMU’NUN KURULMASI (15 Nisan 1931) Atatürk, 1929 yılından itibaren tarih üzerine yoğun bir şekilde eğildi. Atatürk’ün tarih çalışmalarına gösterdiği ilginin sebepleri; 1. Millî tarihçilik anlayışına duyulan ihtiyaç: Osmanlı medreselerinde Tanzimat Dönemi'ne ka¬dar "İslâm Tarihi" Tanzimat Dönemi'nde açı-etkin okullarda ise, "Osmanlı Tarihi" okutulmuş, "Os¬manlı Devleti'nden önceki Türk dev-letlerine ve top¬luluklarına yer verilmemiştir. Bu da Osmanlı tarih anlayışında ümmetçilik fikrinin etkili olduğunu göstermektedir. Atatürk, Türk milletinin millî bilince kavuşmakta ve milliyetçiliğe sarılmakta geciktiğinin farkında idi. Cumhuriyetin kurulmasından sonra başlayan geliş¬meler döneminde Mustafa Kemal Ata-türk; binlerce yıllık geçmişi olan, dünya kültür, sanat ve siyasal hayatına etki eden Türk ta-rihinin İslâm tarihi ve Osmanlı tarihi ile sınırlı kalmasını kabul etmiyor¬du. Bu nedenle Türk tarihi ile ilgili araştırmaların yapılmasını istedi. 2. Türk vatanı ile ilgili haksız iddia ve taleplerin yıkılması: Atatürk, Türk milletine zorla kabul ettirilmek istenen ![]() ![]() ![]() єναηєѕ¢єη¢є |
|
|
|
|
|
| Etiketler |
| atatürk, inkilapları, İnkilapları |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| Sitemizde Yenimisiniz ? | Yardım Konuları |